DÖNÜŞEN TARIM

COVID-19 salgınıyla birlikte, yaşadığımız karantina günleri, temel ihtiyaçlarımızın, özellikle temel gıda ihtiyaçlarımızın önemini, değerini bir kez daha hatırlattı. Pandemi sonrasının ekonomik ve siyasi sonuçları, henüz, net olarak ortaya konamasa da küresel ciddi sorunların ortaya çıkacağı aşikar. Post-pandemi sonrasında birçok ülke radikal kararlar alacak, radikal değişimler izleyeceğiz, izliyoruz. Bu dönemin bize öğrettiği en değerli tecrübe ‟kendi kendine yetebilirlik” kavramı oldu. Mikro seviyede baktığımızda evlerimizde mutfak maharetlerimiz gelişti, evlerde ekmekler yapıyoruz, eski normalde yüzüne bakmayacağımız malzemelerden, yaratıcılığımızı kullanarak, çeşit çeşit oyuncaklar ve yeni uğraşılar üretiyoruz. Makro seviyede baktığımızda bu sürecin etkisini özellikle tarımsal üretimde kendi kendine yetebilen ekonomilerin öne çıkmasıyla gözlemleyeceğiz.

COVID-19 sonrasında her ülke tedbirlerine sınırları kapatarak ve kendilerini karantinaya alarak başladı. Ülke olarak Türkiye’nin en önemli ihracat kalemlerinden biri olan tarımsal ürünlerin ihraç edilememesinden dolayı ülke olarak bu zorlu zamanlarda tarımsal gıdalara erişimde sorun yaşamadık ve fahiş fiyatlarla karşılaşmadık. Bu tecrübeler, önümüdeki günlerde sosyal mesafeleri koruyarak, üretimi yaygınlaştırmamız ve üretimde dışa bağımlılığı asgariye indirmemiz gerektiğini göstermekte. Bu konuda desteklerin artırılması için çalışmalar yapmak, ülkemizin geleceği için önemli.

Sürdürülebilir bir temelde tarımsal üretimi inşaa etmemizin önemiyle birlikte eşitlikçi, paylaşımcı modeller öne çıkan konulardan olacaktır. Bu modellerden biri de üretilen ürünün, üretildiği bölgede tüketilmesi yönünde olmalıdır. Ülkemizde bu konular üzerine çalışmalar yapan girişimler bulunmaktadır. “Adil sözleşmeli tarım” kapsamında “iyi tarım” uygulamalarına öncülük etmektedirler. Bunun getirilerine baktığımızda, satın alma garantisi ile çiftçilerimizi üretmeye teşvik etmek, üretilen gıdanın koşullarının tarımsal teknolojiler sayesinde takip edilebilirliğini artırmak, kontrollü tarım yaparak ilaç kullanılmadan yapılabileceğini göstermek ve üretilen ürünün üzerine lojistik, depo, hal fiyatları gibi unsurlardan etkilenmeden üretilen bölgede tüketmesi kapsamına tüketiciye hem sağlıklı ürün hem de uygun fiyatlı ürüne ulaşabilmeleri çok önemli bir rol oynayacaktır. Tüketen vatandaşlarımızın daha uygun fiyatla, iyi tarım ürünlerine ulaşabilmelerini sağlamak için çalışmalar yapmakta, böylelikle çiftçilerimizin kar marjlarının yükselmesine olanak sağlamaktadır.  

 DİJİTAL DÖNEMDE TARIM

Hepimiz, artık, teknolojik bir dünyanın bir parçasıyız. Fazla vakit kaybetmeden bu dünyanın bir parçası olarak kendimiz bu döneme adapte etmenin yollarını bulmamız gerekiyor. Teknolojiyi iyi kullanarak hayatımızı kolaylaştırmanın daha verimli olmanın yollarını bulmamız gerekiyor.

Tarım özelinde konuya değinecek olursak, bugün uygulanan yöntemlerin hala, atalarımızdan gelen bilgiler ve yöntemler ile üretim yapılmaya devam ediliyor. Her geçen gün verimliliğin düştüğünü görüyoruz. Sebebini bilmediğimiz hastalıklar ortaya çıkıyor. Ortam koşullarının öngörülmediği, değişen iklim koşullarına karşı önlem alamıyoruz. Doğru bildiğimiz bilgilerin değiştiğini gözlemliyoruz. Artık, değişen dünyada yeni yöntemler ve teknolojilerin kaldıraç etkisini iyi kullanmamız gereken günlerin geldiğini görmeliyiz.

Son zamanlarda duymaya başladığımız IoT, digital farming,(akıllı tarım uygulamaları) agricultural intelligence (tarımsal zeka), agritech(tarım teknolojileri), drone, agbot (tarımsal robotlar) gibi terimleri hayatımıza dahil etmeli, bu konularda araştırmalı, bilgi sahibi olmalı ve bir an evvel edindiğimiz bilgileri ve teknolojileri kullanmaya başlamalıyız. Çiftçilerimize bu konularda eğitimler verilmeli ve bilinçlendirmeliyiz. Onların teknoloji okuryazarlığını artırmak için gereken eğitimlere daha kolay erişebilmeleri için yine bir araç olarak teknolojiyi kullanmamız gerekiyor. Bu bilincin devlet tarafından desteklenmesi, hatta regülasyonların hazırlanması ve bunun gibi altyapıların entegre bir şekilde çalışması için gerekli düzenlemelerin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi gerekmektedir.

YENİ NESİL ÇİFTÇİLİK

Devir, hızla teknoloji ile birlikte çalışabilen yeni nesil çiftçilerin devrine evriliyor. Bu çiftçiler sayesinde, tarımda dijital dönüşüm uygulamalı olarak hayata geçiyor. Haberleşme, doğru bilgiye hızlı ulaşım, güncel borsa fiyatları, akıllı tarım istasyonları ve sensörler sayesinde bölgesel hatta mikro veriler toplanabileceği ve yeni nesil çiftçilere aktarılması gereken bilgilerin bir platform üzerinde paylaşılabilir bir yapı sağlanabilir. Bu yapıda oluşturulacak raporlara ulaşılabilir, öneriler verilebilir ve önlemler alabiliriz. En önemlisi bu bilgilerin yeni nesillere aktarabilmeliyiz. Bu ortamın, bugün zorunlu olduğunu gürebiliyoruz.

Ortamdan kastımız ise “dijital tarım uygulamaları”dır. Bu uygulamaların özünde yukarıda da bahsettiğimiz “IoT” (nesnelerin interneti) teknoloji altyapısı bulunuyor. Tarımsal sensörler ve akıllı tarım istasyonları ile tarımsal teknolojik ağı sağlıklı bir şekilde kurmalıyız. Bu sensörler sayesinde anlık ortam koşullarının (rüzgâr yönü, toprak ph’ı, yağmur şiddeti, rüzgar hızı, toprak iletkenliği, sıcaklığı, ortam ve toprak nemi) takibinin yapıldığı pek çok sensör sayesinde anlık veri olarak toplanabilmektedir. Ayrıca uydu görüntülemeleri, hatta daha yüksek çözünürlüklü drone’lar ile görüntüleme teknikleri gibi teknikler de kullanılarak veri tiplerinin çoğaltıldığı ve diğer toplanan veriler ile birlikte, yetiştirme yapılan ortamın koşullarından toplanan verilerin yapay zekâ teknolojisi ile anlamlı raporlar haline geldiği, çiftçinin buradan çıkan sonuçlar dahilinde önlem alabildiği, sulama zamanını, yapacağı işlemleri daha doğru planlayabileceği, alacağı önlemleri ve bunların sonucunda ise kontrollü ve tabiki çok daha verimli bir üretim yapma şansı olacaktır.

Topladığımız verinin “çokluğu” daha kesin tahminleme yapmamıza, ve daha doğru raporlar çıkmasına olanak sağlamaktadır. Örnek ile anlatmamız gerekir ise; bir dönüm arazi için bir istasyon yeterlidir, 50 dönüm arazi için de bir istasyon uygulanabilir ancak tahminlemelerde hatalarla karşılaşabiliriz. Üretim yaptığımız arazimize ne kadar çok istasyon ve sensör eklersek o kadar hızlı ve anlamlı çıktılara, raporlara ulaşmamızı sağlar. Toplanan verilerde hastalık tiplerinin etiketlendiği ve bu hastalık tiplerinin hangi ortam koşullarında ortaya çıktığını ve zararlıların tahmin edilebilmesini mümkün kılmaktadır. İlerleyen dönemlerde bu ve benzeri koşulların oluşmaya başladığı zamanlarda ise, sistemin çiftçiye uyarılarda bulunduğu ve bu sayede alınacak önlemler için doğru zamanlamayı yapabilmemize imkan sağlamaktadır.

İşte bu verilerin, her yeni nesil çiftçiye aktarılabilmesiyle ve kullanılmasıyla elde edilecek büyük bir veri setinin ne kadar kıymetli olacağı söylemek için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. İşin sevindirici yanı ise bütün bu sunduğumuz senaryonun günümüz teknolojileri ile kolaylıkla yapılabiliyor olması. Bu yüzden dönüşümün farkına varmalı, bir parçası olmak için adeta canla başla çalışmalı, dönemin avantajlarını kullanabilmeli ve üretime katkıda bulunmak için çabalamalıyız.

NÜFUS ARTIŞINA KARŞI ÜRETİM

2050 yılına doğru Türkiye nüfusunun yaklaşık 100 milyona ulaşacağı öngörülmekte. Tam bu sebepten teknolojiyi benimseme ve doğru zamanda doğru uygulama ile daha verimli üretim yapmak zorundayız.

Artık kentleşmenin getirdiği zorluklar, altından kalkılamaz hale geldi. Zorluklardan dert yanarken tüketim çılgınlığından vazgeçemiyoruz. Üretmek için değil tüketmek için yaşıyormuş gibi davranmaktan vazgeçmeli ve acilen, bir birey olarak, herkesin sorumluluklarının farkına varması ve üretime katkıda bulunması gerçeğini tekrar hatırlamamız gerekmektedir. Yeni nesil, kararlı, ne istediğini bilen, kıvrak zekaya sahip bireyler olarak sistemin direttikleri değil kendi doğruları ve düşünceleri ile hareket ediyor. Üreten tarafta kendilerine yer bulacaklarından şüphemiz yok. “Küçük bir bahçemiz olsa domates-biber eksek, ekmeğimizi kendimiz yapsak” diyen kentlileri daha sık duymaya başladık. Bir an önce şehirlerden kırsala kaçmak için fırsat kolluyorlar. Bu sıkışmışlık duygusu ve teknolojilerin uygulanablir olması ile ne yediğimizi bilir, tüketimin değil üretimin bir parçası olacak bir yeni dünya çok uzak değil.

Üretimde teknoloji, yetiştirdiğimiz ürünün kalitesini belirliyor, daha verimli bir üretime dönüştürüyor. Yetiştirdiğimiz ürünün ortam koşullarını, iyi tarım kapsamına uygunluğunu “akıllı tarım teknolojileri” ile ölçülebilir hale geliyor. Teknolojiyi benimser ve kullanabilirsek önce kendimize, sonra yaşadığımız bu ülkeye büyük faydalar sağlayabilir, dışa bağımlılıkları aza indirgeyebilir ve yaşanabilir bir dünya inşaa etmek için kullanabiliriz.